memlekette ve dünya'da 2 inci

Tanım

insanlık tarihi ideolojileri geliştirdikten sonra, ideolojiler taraftarlarını belirledikten sonra, insanlar taraftarı oldukları ideolojilere göre değerlendirilmeye tabii tutulduktan sonra, "ferdi planda" insanın kıymeti azalmış, anlaşılamamış, ihmâl edilmiş ve evrensel değerler açısından büyük değer arzeden ve insanlığın ortak kazanımları sayılacak nice düşünür, sanatçı, filozof, şair, ressam, yazar, sinemacı, lider, araştırmacı, bilim adamı, sporcu ve diğer meslek ustaları, yaşadıkları toplumun i


Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Nâzım Hikmet - Peyami Safa Kavgası - devamı 2

 


Nâzım Hikmet - Peyami Safa Kavgası 2

Kaldığı yerden devam...

 

·          BİR PROVOKATÖR ÜSTÜNDE HİCİV DENEMELERİ

                   "Sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın."  /   T.F.

Sen çıkmadın

çıkardılar karşıma seni!

Kıllı, kara elleriyle tutup enseni

gövdeni yerden bir karış kaldırdılar,

sonra birdenbire

bırakıp yere

seni pantolonumun paçasına saldırdılar.

Bir düşün oğlum,

bir düşün ey yetimi Safa

bir düşün ki, son defa

                        anlıyabilesin :

Sen bu kavgada

bir nokta bile değil,

bir küçük, eğri virgül,

bir zavallı vesilesin!..

Ben, kızabilir miyim sana?

Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir

bir posta tatarına

                  bir emir kuluna sövmek,

efendisine kızıp

                uşağını dövmek!.

Sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler

tutulup kulaklarından birer birer

                                  teşhir edilirler..

Ben, sadece söküp

                   bir fitnenin otuz iki dişini,

ve Babıâli kaldırımlarına döküp

                               geleceğini, geçmişini

aldım omuzuma işte bu teşhir işini....

Bir düşün oğlum,

bir düşün ve inkâr etme ki;

Keteon matbaasında ut çalıp

ayak şarkıcılarına beste talim eylemek,

ve o biçare Larus'un ırzına geçip

zatını âlim eylemek,

sana pek

zor geldi ki, demek;

aranızda dolaşır görünce

benim "Orhan Selim" adlı dilsiz

                       ve kolu bağlı gölgemi,

hemen azıya alıp gemi

Faşisto-demokrato-liberal

                            bir jurnal

                                     yazıp

delikanlıyı yere çalmak

ve bir miktarı minasip elden almak

                                        istedin!..

Elden alıp almamana

                    karışmam ama,

biz,

gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama!

 

Bir düşün oğlum,

bir düşün, ey, göbekli patron veletlerinin

"Doğru yol" göstericisi,

bir düşün ey yetimi Safa,

bir düşün ve hatırla ki, son defa :

O, takma aslan yeleli Namık Kemal üstadın senin;

abanoz ellerinden

                 zenci kölesinin

som altın taslarla şarap içerek

ve "didarı hürriyet"in dizinde

                        kendi kendinden geçerek :

"Yüksel ki yerin

            bu yer değildir,

Dünyaya geliş

            hüner değildir!" demiş...

Sen de yükseldin uyup

                          onun sesine

"La dam o kamelya"nın fesli figüranlığından

Ahmet Haşimin "Degüstasyon"daki iskemlesine..

 

Bir düşün oğlum!

Bir düşün ve mezarların hududunu aşma!

Kendine güven üstat

                    babana değil,

bir ölüyü koluna takıp dolaşma!

Öyle zart zurt eşilmez toprağı gidenlerin!

Rahat bırak oğlum

                rahat bırak uyusun

O muhterem "şehidi hürriyet" bey pederin!

Hem böyle daha iyi.

Çünkü bak ortada

ne yeni bir İngiliz-Boer

                        harbi var,

ne de tebrik isteyen bir İngiliz elçiliği...

Ölüleri rahat bırak oğlum.

Rahat bırak uyusun benim de gidenlerim!

Sen de bilirsin ki ben

                      ne dedemden

                                miras bekledim,

ne babamdan şeref, şan!

Hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum.

Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum

                             ne de tecrübelik bir tavşan.

Ben sadece ölen babamdan ileri,

doğacak çocuğumdan geriyim,

ve bir kavganın adsız neferiyim..

 

Ey ihtisas mahkemeleri kaçağı

ve Despinis Kokonun aftosu,

ey marka malı kör

                 provokatör,

ve ey zavallı yetim...

Yoktur şimşiri kahrını inkâra niyyetim...

Kokla, çek ve iç,

üzülme hiç...

Billahi cihan bilir ki, sen

kahraman, ulusal muhaliflerimizdensin!

Kokla, çek ve iç

üzülme hiç.

Yalnız, ara sıra

bakıp aynalara

bir deve derisinden beli değnekli Hacivat düşün.

Bir düşün oğlum :

müdahin, çelebi hazreti Hacivatın

giyerek harp ilahı göbekli Marsın üniformasını

kahramanane bir dalkavuklukla hesap sormasını.

 

Bir düşün oğlum,

bir düşün ey sayın provokatör...

Her dövüşen sersemdir senin için

her anlayıp inanan kör.

Ve sen ki, bir fikre bağlanışın

                              azılı düşmanısın;

anlat bana nasıl oldu da şu,

anlat bana nasıl oldu da sen,

yanarak boynu müsellesli bir mason imanıyla

boyamak istedin Süleymanın çift sütununu

o biçare "hürriyeti efkâr"ın kanıyla?

Hem ne derin bir inanışmış ki, bu,

ne müthiş bir ateşle yanışmış ki, bu,

göze aldırmış sana

fenafil-maşrıkı âzam olmayı,

mason localarına üç defa bavurup

mason localarından üç defa kovulmayı.

 

Bir düşün oğlum,

bir düşün ve inkâr etme ki;

gizli gece yolculuklarından kalmadır senin alın terin.

Sen her gece

el ayak çekilince

"Nuvel Literer"in

bir arşınlık duvarından aşarak

ve parmaklarının ucuna basıp dolaşarak

                                    yapraklarında onun,

apartırsın satırlarını birer birer

                                Cingözle beraber.

Fakat her duvar

bir karış değildir.

Her duvardan atlamayı kesmez senin gözün

ve her fikrin açılmaz kapıları

maymuncuğuyla Cingözün..

Okuman lazım evlat.

Evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filan

                                           bırakıp

                                             okuman....

Bir düşün oğlum,

bir düşün ey yetimi Safa,

bir düşün ve benden öğren ki son defa :

FİKİR dediğin

              şeyin

Karabet ustanın uduna benzemez suratı.

O, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız,

ne "Vatan-Silistre"de Abdullah çavuşun tiradı,

ne de "Bir Akşamdı"da müteverrim bir bayan ilacıdır.

O, şahlanmış bir savaş kılıcıdır.

Bu ata atlıyacak yürek

ve bu kabzaya bilek

                     gerek....

Peyami Safa 9 Eylül 1935 tarihli "Hafta"daki yazısının altına eklediği notta bu şiirde yergi konusu yapılan yönleriyle övündüğünü belirtti :

"Nâzım Hikmet'in fikir taraflarında apışınca söyleyecek bir şey bulamayarak işi destan yazmaya döktüğünü ve hakkımda bir manzume çırpıştırarak dükkân dükkân dolaşıp okuduğunu evvelce bildirmiştim. Bu manzumesini bir mecmuada gördüm. Alık oğlan, benim sayısız kusurlarım dururken iftihar ettiğim tek tük birkaç faziletimi hicvetmeye yeltenmiş. (...)

"Sözü Cingöz Recai'ye bırakacağım. Gelecek sayılarımızın birinde onun bu Nâzım Hikmet denilen meslektaşına cevabını okuyacaksınız. İşi fikir ve ideoloji tarafından kaçırıp, vesikasız imalarla dolu adi bir soytarılığa götüren bu zıpıra artık Server Bedi'nin kahramanı şak şak vuracaktır."

Peyami Safa'nın "Cingöz Recai müstensihi [kopyalayanı] Server Bedi" diye imzaladığı karşı yergi, "Cingöz Recai'den Nâzım Hikmet'e" başlığıyla, "Hafta"nın 23 Eylül 1935 tarihli sayısında yayımlandı. Sunu yazısının sonunda şöyle deniyordu :

"Münakaşayı (...) çirkin bir alay zeminine döken Nâzım Hikmet, artık ciddi bir muhatap olmaktan böylece istifa edince, Peyami Safa ona kendi tarzında manzum konuşmanın ne basit bir yazı oyunu olduğunu ispat için karaladığı şu cevabı, Server Bedi'nin meşhur kahramanı Cingöz Recai imzasiyle bugün 5. sayfamızda neşrediyoruz."

Nâzım Hikmet'in tarzını "basit bir yazı oyunu" sanıp ona bu yolla seslenmek isteyen herkes gibi, Peyami Safa'nın da tam bir başarısızlığa uğradığı görüldü. Başka anlayışlarda kendilerini kabul ettirmiş şairlerin bile, denediklerinde tatsız taklitler durumuna düştükleri, gizine varılması hiç de ilk bakışta sanıldığı kadar kolay olmayan bir tarz söz konusuydu.

"Cingöz Recai'den Nâzım Hikmet'e" başlıklı oldukça uzun yerginin ilk satırlarıyla son satırlarını okuyalım :

Gel bakayım,

lüle lüle, kıvrım kıvrım, samur saçlı,

pamuk tenli, al yanaklı sarı papam,

gel bakayım anam babam,

gel bakayım yetimlikle maytap eden paşa zadem,

güzel âdem!

                            ***

Bre toprak altında yatan

büyük Türk ölülerine çatan

bre tümen tümen kıtır bom

bre tümen tümen palavra

bre işçiye yalan

ölüye iftira atan

sağı sola katan

bre kaltaban

bre Türk düşmanı, bre vatan

haini şarlatan!

Sen artık buralarda

kolay dikiş tutturamazsın

sahte komintern taktikalı

dolmalarını yutturamazsın.

Çekil!

Bugün yaptığın gibi

Metr-Goldvin-Mayer şirketinin

İstanbul kolunun başına dikil.

Yüzünden maskeni, başından kasketi at

sermayenin altına yat!

Yerini şimdi buldun işte :

Hak berekât versin, asilzadem,


devam edecek...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tarih: 19:03, 18/7/2006

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->